Trabzonspor İstanbul’da

Trabzonspor İstanbul’da

Rodallega Takımım kazandığı zaman kimin gol attığının çok önemi yok

Rodallega Takımım kazandığı zaman kimin gol attığının çok önemi yok

GZO Başkanı Karan, TMO´dan fındık isteyen ihracatçılara veryansın etti

GZO Başkanı Karan, TMO´dan fındık isteyen ihracatçılara veryansın etti

Anadolu Ajansı, Avrasya Kitap Festivalinin Global İletişim Ortağı oldu

Anadolu Ajansı, Avrasya Kitap Festivalinin Global İletişim Ortağı oldu

Göztepe Trabzonspor Karşılaşması Muhtemel 11’leri

Göztepe Trabzonspor Karşılaşması Muhtemel 11’leri

Trabzonspor’un 7 Şampiyonluğunun Hikayesi

Trabzonspor’un 7 Şampiyonluğunun Hikayesi

 

 

Sonsuz gibi gelen dakikalar... İlerlemeyen saniyeler…. Huzursuzca kıpırdayan binler...

Tik tak, tik tak...

Geliyor mu? Hayal gerçek oluyor mu?

44 sene önceydi.

Gamze Bal

 

 

Ankara 19 Mayıs Stadyumu’nda PTT karşısında birinci lige yükselme maçında takımını desteklemek için 16 bin Trabzonsporlu tribünlerdeki yerini almıştı. İkinci Lig Kırmızı Gruptaki sezonun son maçında iki takım da 37’şer puandaydı. Rakibiyle arasındaki averaj farkı sayesinde beraberliğin dahi yettiği Trabzonspor, 55’te Zeki Kocaeli’nin attığı gole bir türlü yanıt veremeyince birinci lig hayallerini bir başka bahara bırakmak zorunda kalıyordu. Tarih 27 Mayıs 1972’ydi...

Binlerce kilometre kat edip Ankara’ya koşan Trabzonsporlular, hayallerini sırtlayarak yorgun ve bitkin şehirlerine dönmek zorundaydı. Trabzon’da basın mensuplarıyla bir araya gelen başkan Suat Oyman gözyaşlarını tutamayarak hüngür hüngür ağlıyor, bir taraftarsa yaşananları “7 yıllık çocuğumuzu Ankara’da 19 Mayıs Stadı’na gömdük. Çocuğumuz bu yıl birinci sınıfa başlayacaktı” sözleriyle özetliyordu...

Mayıs aylarına aslında hiç de yakışmayan kara bulutlar, Trabzonspor’un üzerinde dolanmaya işte böyle başlamıştı...

Bu talihsiz maçın tam bir yıl sonrasında, 27 Mayıs 1973’te yine birinci lig hayalleriyle son maçına çıkan Trabzonspor’un rakibi Gençlerbirliği’ydi. Ancak “güvenliği” bahane eden Ankara ekibi Trabzon’a gelmeyerek maça çıkmıyor ve maç 3-0 Trabzonspor’un lehine tescil ediliyordu. Fakat bu sonuç, Trabzonspor’un 1 gol averajı farkıyla Kırmızı Grup liderliğini Kayserispor’a kaptırmasının önüne geçemiyordu... O gün, Gençlerbirliği sahaya çıkmış ve maç oynanmış olsaydı nasıl bir sonuç elde edilirdi bilinmez ancak, Mayıs kabuslarına bir yenisinin de işte bu garip olayla eklendiği gerçeğini artık hiçbir şey değiştiremezdi...

1973-1974 sezonunda ise geride bıraktığı kederli Mayıs’lardan dersini almış olan Trabzonspor, 19 Mayıs’ta Ali Sami Yen Stadı’nda Sarıyer’le 0-0 berabere kalarak birinci lige çıkmayı garantiliyordu. Bir önceki sezon futbolculuğu bırakarak teknik direktörlüğe başlayan Ahmet Suat Özyazıcı’nın yönetimindeki Trabzonspor sezon boyunca oynadığı 30 maçta kalesinde sadece 6 gol görüyor, kendi sahasında ise rakiplerine gol yüzü göstermiyordu. Mayıs aylarının karanlık perdesi, işte ilk olarak böyle aralanıyordu...





AYAK SESLERİ

 

“Fenerbahçeydi, Galatasaraydı, Beşiktaştı derken futbol dünyamız gözlerini yeni bir takımın üstüne çevirdi.

Evet, tahmin ettiğiniz gibi Trabzonspor bu takım. İstanbul’da yaptığı maçlarda Fenerbahçe gibi, Beşiktaş gibi, Galatasaray gibi büyüklerin seyircisini bile susturacak kadar taraftarı olan, hiçbir şehirde yalnız kalmayan yepyeni bir takım Trabzonspor. Yaklaşık değeri 2.5 milyon lira, yani üç büyüklerde sadece iki futbolcunun değeri kadar...”

Bir gazete küpürünü süsleyen bu satırlar, Karadeniz Fırtınası’nın birinci ligdeki devler sofrasında esmeye başladığı ilk seneye aitti. Oysaki esas fırtına bir yıl sonra kopacaktı...

 

SESSİZ BAŞLANGIÇ

 

1975-1976 sezonu başında “Karadeniz’e has yenilmeme hırsı ile liglere giriyoruz” diyordu Trabzonspor teknik direktörü Şükrü Ersoy. Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir derler ya; gerek bir önceki yıl alınan çarpıcı galibiyetler ve dikkat çeken futbol, gerekse de sezona Ziya Şengül’ün jübile maçında Fenerbahçe’yi yenerek başlaması, Trabzonspor rüzgarının ilk ipuçlarını verir gibiydi.

 

 

Ancak henüz sezon başlamadan kötü bir haber aldı Trabzonsporlular. Ali Kemal Denizci’nin annesi Ankara’daki bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti... Ve böylece şampiyonluk sezonuna sessiz sedasız ve törensiz başladı Trabzonspor.

Henüz ilk maçta Galatasaray’la karşılaşan bordo mavililer Hüseyin ve Mehmet Cemil’in golleriyle rakibini deplasmanda 2-1 mağlup ederek dikkatleri üzerine çekiyordu. UEFA Kupası maçı için Galatasaray’ı izlemek üzere maça gelen Rapik teknik direktörü Franz Binder maç bittikten sonra belki de Türkiye ligleri adına önümüzdeki 10 yılın özetini şöyle veriyordu: “Tanrı’ya şükür ki rakibimiz Trabzonspor değil!”

Her şey iyi gidiyor gibi görünse de, Trabzonspor adına şartlar o kadar da kolay değildi aslında. Yetersizlikler öyle çoktu ki, “Çim bozulacak” korkusundan Trabzonspor maçlardan önce statta idman bile yapamıyordu. Yani en az rakip kadar yabancıydı Trabzonspor da kendi sahasına...

 

7’NİN HİKMETİ

 

  1. haftada Altay mağlubiyetiyle liderliği Fenerbahçe’ye kaptıran Karadeniz Fırtınası’nda rüzgar tersine dönmeye başlamıştı. Üst üste alınan beraberlikler ve mağlubiyetler sonrasında futbolculara ihtar veriliyor, yeni yıla ise teknik direktör Şükrü Ersoy’un istifasıyla giriliyordu. Böylece Trabzonspor’un kaderi yeniden Ahmet Suat Özyazıcı ile Özkan Sümer’in ellerine teslim ediliyordu.

Fakat bu kan değişimi işe yarıyor, Trabzonspor önce Göztepe’yi kendi sahasında yeniyor, sonra ise Beşiktaş’ı deplasmanda Necmi’nin gölüyle 1-0 mağlup ederek ilk yarıyı moralli kapatıyordu.

Beşiktaş ilk yarıyı bu yenilgiyle 15. sırada bitirirken, Trabzonspor’un “Üzgünüz şampiyonluğa oynuyoruz, yenmekten başka çaremiz yoktu” söylemiyle alay ediliyor, bir köşe yazısında “Karadenizlinin biri...” fıkrasıyla o bilindik muamele sergileniyordu...

Trabzonspor her ne kadar başarılı bir ilk yarı geçirmiş olsa da, “otorite” diye tabir edilenler ikinci yarıda bu küçük kent takımının “dev” Fenerbahçe’yi lig sonuna kadar takip etmesinin mümkün olmadığı görüşünde birleşmişlerdi. Oysa Trabzonspor, herkes için güzel sürprizler hazırlamaktaydı. Ahmet Suat Özyazıcı’nın inancı tamdı... “Trabzon bu sezon şampiyonluğa en yakın kulüptür” diyordu.

Tarihler 7 Mart 1976’yı gösterirken, Eskişehirli Coşkun’un 85’te kullandığı frikik vuruşunda rüzgarla falso alan topu Şenol Güneş takip edemeyince Trabzonspor bu kritik maçı 1-0 kaybediyordu. Golden sonra ortalık karışıyor, Kadir Özcan ağlayarak sahayı terk ediyor, Cemil ise rakip oyuncuyla tekmeleşerek kırmızı kart görüyordu. Bu, Trabzonspor’un bu sezon aldığı son mağlubiyet oluyordu...

4 Nisan günü ligin 23. haftasında sezonun en kritik maçında Trabzonspor Avni Aker’de Fenerbahçe’yi ağırlıyordu. Maç öncesinde artık bir klasik haline gelecek olan “davul zurnayla rakibi uyutmama” eylemi gerçekleştiriliyor, maçta ise Hüseyin Tok’un golüyle Trabzonspor iki puana uzanıyordu. Böylece ligin 7. haftasında liderliği Fenerbahçe’ye kaptıran Trabzonspor, ligin bitimine 7 hafta kala liderlik koltuğuna yeniden yerleşiyordu...

Ahmet Suat Özyazıcı, “Mücadelemize amatör bir ruhla devam ediyoruz” derken Şamil Ekinci ise "Bu sezon Anadolu futbolunun temsilciliğini yapıyoruz. Şampiyonluğa varırsak, Anadolu'nun da, İstanbul kadar usta olduğunu göstermiş olacağız" ifadelerini kullanıyordu.

 

 

SULTANLIK YIKILIYOR...

 

 

Ve tarih 23 Mayıs 1976...

Yer İzmir...

Rakip Göztepe...

Sonsuz gibi gelen dakikalar...

İlerlemeyen saniyeler.

Huzursuzca kıpırdayan binler.

Tik tak, tik tak...

Geliyor...

Hayal gerçek oluyor...

0-0 biten maçta Trabzonspor şampiyonluk turunu atıyor.


Bordo mavi formalı bu kara yağız delikanlılar, hiç kimsenin ummadığını yaparak üç büyüklerin hegamonyasına son veriyor... Trabzon'un yokuş sokaklarında top peşinde koşan çocuklar kilometrelerce ötede, alışık olmadıkları düzlüklerde, yaylalarına hiç de benzemeyen çimlerde şampiyonluğu değil, bir kentin var olma mücadelesini kazanıyorlardı. Artık Trabzon'un bir sesi vardı. Türkiye'nin her köşesinden duyulan bu çığlık, paranın değil alın terinin eseriydi...

Karadeniz uşakları şampiyonluk kupalarına ancak bir hafta sonra Beşiktaş’la oynanan ve 1-1 tamamlanan maçın ardından Trabzon Şehir Stadı’nda sahip olacak, bordo mavi ellerde göğe yükselen soğuk metal değil, bir kentin umutları olacaktı. Bu şenlik zor şartları, fakirliği, işsizliği unutturacak, Trabzonluların adaletsizliğin kalesine gönderdikleri ilk gol sayılacaktı...

 

 

NE İLKTİ, NE SON OLACAK

 

 

Fatih dünya tarihini nasıl değiştirdiyse, işte öyle değiştirdi Trabzonspor da Türkiye'de futbolun kaderini. Üç başlı hanedanlık yıkılmış, futbol tarihinde yepyeni bir çağ açılmıştı.

Trabzonspor'un şampiyonluk kupası ne ilk ne de son olacaktı. Nitekim Fırtına ligdeki ilk şampiyonluğunu Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı kupalarıyla da süslemişti.

Tüm bunlar aynı zamanda Trabzonspor'un sınırları aşıp Avrupa arenasına da çıkacağı anlamına gelmekteydi. Bordo mavililer yeni sezona, yepyeni ilkleri gerçekleştirmek hedefiyle başlayacak ve bunda da başarılı olacaktı...

Ve nihayet 15 Eylül 1976 günü, Trabzonspor Avrupa'daki ilk maçında İzlanda temsilcisi Akranes'in karşısına çıktı. Akranesvöllur Stadı'nda oynanan maçta bordo mavililer, Necmi ve Ali Kemal'in (2) golleriyle maçı 3-1 kazanmayı başardı. Bu arada Necmi Perekli de Trabzonspor'un Avrupa tarihinde ilk golünü atan oyuncu ünvanını alıyordu. Rövanş maçında bordo mavililer biraz zorlansa da Hüseyin Tok (2) ve Engin Çınar'ın ayağından gelen gollerle maçı 3-2 kazanmayı başarıyor ve tarihinde ilk kez çıktığı Avrupa sahnesinde tur atlıyordu. Bordo mavililerin bir sonraki turdaki rakibi ise 200 milyonluk İngiliz devi Liverpool oluyordu. Bu maçın ilk önce İstanbul’da oynanması düşünülse de, sonrasında bu tarihi dakikalardan Trabzonlu seyircilerin mahrum kalmaması gerektiği kararlaştırılarak Trabzon Şehir Stadı’nda oynanmasına karar veriliyordu. Tek başına sayfalarca yer tutabilecek kadar özel olan o maçta Trabzonspor’un tek golü 63. dakikada ceza sahasında Necmi Perekli'nin düşürülmesinin üzerine kazandığı penaltıyla, kaptan Cemil Usta'nın ayağından geliyor ve mücadele 1-0 Trabzonspor'un lehine tamamlanıyordu. Trabzonlunun çığlığı bu kez Avrupa'ya kadar uzanmıştı... Rövanşta 3-0’lık skorla Avrupa kupalarına veda edilse de, küçücük bir şehirden çıkan bir avuç hırslı gencin, yetersiz imkanlara rağmen neler başarabileceğini herkes görmüş ve daha on yıllarca unutulmayacak bir başarı hikaye işte böyle yazılmıştı.

 

 

Lige Dönüş





Avrupa’dan elenerek yeniden lige dönen bordo mavili kahramanlar, Ahmet Suat Özyacı’nın deyimiyle “Hedefe dev adımlarla değil, emin adımlarla ilerlemekteydi.” Ligde ilk 9 haftayı namağlup geçiren Fırtına ligdeki ilk yenilgisini Eskişehirspor’dan alacaktı; bu maçta çift kırmızı kart gören bordo mavililer bir sonraki haftayı da Giresunspor karşısında 0 puan ve bir kırmızı kartla kapatıyordu. Ancak bu kötü gidişat, tribünlerdeki 10 bin ve dışarıda kalan yüzlerce taraftarın desteğini arkasına alan bordo mavililerin Fenerbahçe karşısındaki 3-0’lık zaferiyle son bulacaktı. Teknik direktör Ahmet Suat Özyazıcı maçı şöyle özetliyordu: “Skor 3-0 ise bunda Fenerbahçe’nin şanslı oluşunun rolü var!”

Ligin ilk yarısını 21 puanla birinci sırada tamamlayan Trabzonspor, ikinci yarıya da galibiyetle başlıyor ve haftalar boyunca liderlik koltuğunu bırakmayarak ligin bitimine iki hafta kala ikinci şampiyonluğunu ilan ediyordu. Tarih 22 Mayıs 1977’ydi...

Son hafta kendi sahasında Zonguldakspor’u ağırlayan Trabzonspor, federasyon başkanı uçağı kaçırdığı için Trabzon’a gelemeyen şampiyonluk kupası yerine şehirden alelacele bulunan bir kupayla şampiyonluğunu kendi seyircisi önünde kutluyordu!

Bu, Trabzon’a gidemeyen ilk kupaydı. İkincisi için 2011 yılına kadar beklememiz gerekecekti.

 

 

KUPAYA DOYMAYAN ŞAMPİYON

 





Trabzonspor iki şampiyonluğun keyfini sürmenin yanısıra bir yandan da üç yıldır hasretini çektiği Türkiye Kupası’nın peşindeydi. Karadeniz Fırtınası, ilk maçta 1-0 mağlup ettiği rakibi Beşiktaş’la rövanş maçında 0-0 berabere kalınca yeni yeni renklenmeye başlayan müzesinin eksik bir parçasını daha böylece tamamlamış oluyordu. Maç sonunda formalarını taraftarlara kaptıran futbolcular çıplak bedenleriyle üşüyerek kupayı bekliyor ancak kupayı teslim etmesi gereken federasyon başkanı bir türlü ortalıkta görünmüyordu! Bunun üzerine yöneticilerin ceketleriyle ısınmaya çalışan futbolculardan Hüseyin dayanamayarak kupayı yerinden alıyor ve kaptan Cemil’e takdim ediyordu! Eh, federasyon ve kupa teslimleri konusunda Trabzonspor’un pek de şanslı olmadığı herkesce malum... Velhasıl, ne federasyonlar ne de medya birkaç hafta sonra yine Beşiktaş karşısında müzeye bir Cumhurbaşkanlığı kupasının daha eklenmesinin önüne geçebiliyordu...

 

STADYUM HAYALLERİ 40 SENELİK

 

Üç kupalı şampiyon yaz dönemine girerken Başkan Şamil Ekinci artık bu stadın Trabzonspor’a yetmediğini, 40– 50 bin kişilik bir stada ihtiyaçları olduğunu ve bu planların da hazır olduğunu belirtse de, geçen yıllar içerisinde stadyum kulübün büyümesine bir türlü ayak uyduramayacak ve 77’den bu yana var olan büyük stadyum hayalleri, ne yazık ki 2000’li yıllara kadar gerçeğe dönüşemeyecekti...

UFAK BİR ARA...

1977-78 sezonuna kötü başlayan Trabzonspor ilerleyen haftalarda toparlanıp ikinci yarıya da lider olarak başlasa da sezon sonuna kadar ensesinde geldiği Fenerbahçe’yle arasındaki puan farkını bir türlü kapatamıyor ve rakibinin bir puan gerisinde ligi ikincilikle tamamlıyordu. Fakat Trabzon bu mağlubiyeti kabul eder mi? Etmez. Etmiyor da... İstanbul’da oynanan sezonun son maçında Fenerbahçe ile karşılaşan Trabzonspor 1-0 galip gelerek, gazete manşetlerinde de söylendiği gibi “Fenerbahçe’ye şampiyonluğu zehir ediyordu.”


Trabzon bu sezonda da Hüseyin Avni Aker Stadyumu’nda tek bir mağlubiyet bile görmemişti...

 

 

İSİMLER DEĞİŞİR, SONUÇ DEĞİŞMEZ!

 

 

Yeni sezona girilirken Trabzonspor’da büyük değişiklikler vardı. Teknik direktör Ahmet Suat Özyazıcı kendi isteğiyle görevden ayrılarak nalburiye dükkanının başına geçmiş, görevi ise yardımcısı Özkan Sümer’e teslim etmişti. Ali Kemal, Kadir, Cemil ve Bekir gibi şampiyonlukların en büyük mimarlarından olan futbolcularla yollar ayrılmıştı. Ancak o dönemlerde fabrika gibi çalışan altyapıdan – ya da Trabzon sokakları mı demeli - yetişen gençler ağabeylerinin yerini doldurmakta güçlük çekmemiş ve Fırtına yeni yılda da esmeye devam etmişti.

Sezonun 25. haftasına kadar, yani yedi ay sekiz gün, bir diğer deyişle tam 2250 dakika mağlubiyet yüzü görmeyen Trabzonspor, ligin ikinci yarısında tam 10 maçını deplasmanda oynasa da sezonu 13 galibiyet, 16 beraberlik ve 1 mağlubiyet gibi ilginç bir istatistikle tamamlıyordu. Turgay, Necati, Mehmet Ekşi ve Ahmet Ceylan’dan kurulu duvar gibi defansıyla 30 maçta sadece 7 gol yiyen Fırtına, bunlarınsa sadece bir tanesini kendi sahasında görüyordu. Trabzonspor kalesinde devleşen Şenol Güneş tam 1161 dakika boyunca gol yemeyerek, sadece Türkiye’nin değil, aynı zamanda dünyanın da en uzun süre gol yemeyen kalecileri arasına adını yazdırıyordu...

Tek mağlubiyetini 26. haftada Galatasaray karşısında alan ve şampiyonluk yarışında Galatasaray ve Fenerbahçe’nin nefesini ensesinde hisseden bordo mavililer, ligin sondan bir önceki maçında Zonguldakspor deplasmanına 13 bin seyirci desteğiyle başlıyordu. İlk yarının 31. dakikasında penaltıdan yediği gole rağmen, bacakları titreten ikinci yarıda Mehmet Ekşi ve Cengiz’in golleriyle maçı 2-1 kazanıyor ve son haftaya iki puan önde giriyordu. Son hafta Orduspor deplasmanına giden bordo mavililer, “Hayatımın en uzun 90 dakikasını yaşadım” diyen Özkan Sümer’in de ifade ettiği gibi, asırlar gelen bir 90 dakikayı 0-0 tamamlıyor ve üçüncü şampiyonluğunu ilan ediyordu. Sadece Trabzon’da değil, İstanbul’da da sokaklar Trabzonsporluların horon ve kemençe sesleriyle inliyor, kıpır kıpır figürler caddeleri şenlik alanına çeviriyordu...

İki puanlı sistemde beraberliklerin ne denli kıymetli olduğunu ispatlarcasına sezonu 42 puan ve şampiyonlukla kapatan Trabzonspor, sezona as futbolcularından ve şampiyonlukların en önemli mimarı Ahmet Suat Özyazıcı’dan yoksun başlamış olsa da, başarının kişilere tabi olmadığını da kanıtlıyordu aslında bir nevi... Şampiyonluk ve Trabzonspor sözcüklerinin bir arada anılması artık vaka-i adiyeden sayılır oluyor, gazetelerdeki “sürpriz” nidaları son buluyor, “3 büyükler” tabiri değişmese de hegemonyanın itibarı çoktan yerle bir oluyordu...




Daracık sokakların, tek katlı binaların, bitmeyen merdivenlerin, Faroz’un Yoroz’un bağrından çıkan ve annesi babası, karşıdaki komşusu için, köşedeki bakkalı, sokağındaki berberi, tribündeki kardeşi için ter döken Trabzonporlular yıkıyor, geçiyor, kazanıyor, kazanıyor ve yine kazanıyordu...

Trabzonlu için kazanmak demek, var olmak demekti...

 

 

HESAPLARI YİNE TUTMADI

 



Trabzonspor bir sonraki sezona yine kayıplarla başlıyor, as futbolcular gönderiliyor, Özkan Sümer ise istifasını veriyordu. Taşın altına elini sokansa “Trabzonspor'un antrenörsüz kalmasına gönlüm razı olmuyor” diyen Ahmet Suat Özyazıcı oluyordu.

Birinci ligde geçirdiği 5 sezonda 3 şampiyonluk elde eden Trabzonspor 1979-1980 sezonuna yine aynı dedikodularla giriyordu anlayacağınız: “Aslar satıldı, Trabzon dağıldı!”

Fakat daha sezon başlamadan Ali Kemal'in bir önceki yıl gerçekleşen transferi nedeniyle planlanan dostluk maçında Fenerbahçe'yi dize getiren (1-0) Trabzonspor, futbol "otoritelerini" yine ve yeniden yanıltıyordu.

Hal böyleyken bordo mavililerin bir Bursaspor beraberliğiyle lige başlaması çok sevimli olmasa da, üçüncü haftada Galatasaray'ı Serdar Bali'nin iki golüyle mağlup eden Trabzonspor, şampiyonluğu kimselere kaptırmaya niyeti olmadığının mesajını veriyordu. Haftalar geçiyor, Trabzonspor zirveye yerleşiyor ve bordo mavililer, ilk yarıyı tam 10 beraberlik ve 5 galibiyetlekayıpsız ve lider kapatmayı başarıyordu...

Sezonun ikinci yarısında yine Bursaspor engeline takılan Fırtına, ligdeki ilk puansız haftasını geçiriyor, iki maç sonra ise bu kez Galatasaray'a tek golle mağlup oluyordu. Ligin bitimine 6 hafta kala maç eksiği nedeniyle liderliği Bursaspor’a kaptırsa da, bu koltuk devri çok uzun sürmüyor ve bordo mavililer bir sonraki hafta yeniden zirveye yerleşiyordu. Nitekim sezonun bitmesinden bir hafta önce şampiyonluğunu garantileyen Trabzonspor, yıl sonunda 39 puanla şampiyonluğa uzanıyordu. Sadece 11 gol yiyen Fırtına böylece birinci lige çıktığından beri altı sezon üst üste ligin en az gol yiyen takımı oluyordu. Ve hiç de sürpriz olmayan bir biçimde, kendi evinde yine yenilgisi yoktu...

Bu, Trabzonspor’un Türkiye’nin en az golle (25) şampiyon olan takımı ünvanını aldığı sezon oluyordu ayrıca. Trabzonspor 6 sezonda müzesine tam 4 lig, 5 Cumhurbaşkanlığı, 2 Türkiye, 2 Başbakanlık ve 1 de Kıbrıs Kupası götürüyordu...




80-81’DE ÜÇTE ÜÇ

 

 

Trabzonspor üst üste elde edilen iki şampiyonluktan sonra yine Özkan Sümer’in önderliğinde lige başlıyordu. Yeni başkan Ahmet Cemal Ataman’dı. “Sakatlar ordusu” denilen Trabzonspor lige dalgalı bir başlangıç yapmış, liderlik koltuğu içinse 9. haftaya kadar beklemek zorunda kalmıştı. O hafta Galatasaray’ı 3-0 mağlup ederek zirveye otururken, sarı kırmızılıların teknik direktörü Brian Birch, “Bu Trabzonspor şampiyon olur” diyerek isabetli bir lig falı bakmış oluyordu.

İlk yarıyı lider kapatan Trabzonspor ikinci yarıya Bursaspor galibiyeti ile başladıysa da, haftalar geçtikçe puan kayıpları başlıyor, 8 haftada sadece 1 galibiyet elde ediliyordu. Rakiplerle aradaki fark sayesinde bir nevi sermayeden yiyen bordo mavililerin gidişatı tartışmalara yol açıyordu. Bir yandan sakatlıklar, bir yandan askere giden as futbolcularla uğraşan Trabzonspor’un esas derdi antrenman yapacak yer bulamamaktı. Avni Aker’in çimi bozulacak diye orada çalışılamıyor, KTÜ’nün sahasında ise her zaman idman olanağı olamıyordu. Hem milli takımı hem Trabzonspor’u aynı anda çalıştıran Özkan Sümer, Trabzon yokuşlarında idman yapacak düz bir yer arıyor, futbolcularını arsalarda ve yollarda antrenman yapmaktan kurtarmaya çalışıyordu.

Hal böyleyken, doğduğu yöreye özgü inatçılığından ve yenilgiyi kabul etmeyen mizacından ödün vermeyen Trabzonspor, yine kendi sahasında namağlup bir şekilde 28. haftada şampiyonluğunu ilan ediyordu. Mevsim bahar, aylardan Mayıs’tı...

 

 

“STADI OTOPARK YAPALIM”

 

 

1981-1982 sezonuna gelindiğinde, birinci lige çıktığından beri ligi domine eden bu kulüp, ne yazık ki hala idman yapacak tesise sahip değildi. Sokak aralarında çalışmak zorunda kalan Trabzonspor’a bu konudaki en ilginç tekliflerden biri ise bazı belediye yetkililerinden geliyordu: “Bırakın top işini, şehir stadını bize verin de otopark yapalım!” Tam 5 şampiyonluğa şahitlik etmiş, konuklarının korkulu rüyası olan Avni Aker’e biçilen değer, ancak “otopark” kadar olabiliyordu...

Tüm imkansızlıklara rağmen şampiyonluk yarışı yine son haftaya kadar sürmüş, ancak o sezon maratonu Beşiktaş kazanmıştı.

Bir sonraki sezon başında Özkan Sümer Galatasaray’a giderken, Ahmet Suat Özyazıcı ise ait olduğu takıma dönüyordu. Sezon başında Trabzon Şehir Stadı’nın onarımına başlandığı için Trabzonspor ilk yarıdaki maçlarının tümünü deplasmanda oynamak zorunda kalıyor ve 6 ayda yaklaşık 25 bin kilometre mesafe kat etmek zorunda kalıyordu. Karda kışta yollarda mahsur kalan, otelden otele koşup perişan olan bordo mavililer yine de şampiyonluk mücadelesinden kopmamak için çaba gösteriyor, son haftalara kadar da iddiasını sürdürüyordu. Ancak bu kez de gülen taraf Fenerbahçe olacaktı...


TESİS ÇALIŞMALARI BAŞLADI

 

 

83 yılının Mayıs aylarında dönemin Trabzonspor başkanı Mehmet Ali Yılmaz, bugün adını verdiği tesislerin ilk çalışmalarını başlatıyordu. Destek için eşya piyangoları başlatılıyor, taraftarın kampanyaya olan büyük desteğiyle birlikte 84 Şubat'ında şampiyona yakışacak tesislerin açılışı nihayet yapılıyordu.

{C}


Aynı sezonun başında Trabzonspor kadrosuna Samsunspor'dan Hasan Şengün'ü (biz onu Dobi Hasan olarak biliyoruz), Rize'den Hasan Vezir'i ve Fenerbahçe'den de Osman Denizci'yi transfer ederek gücüne güç katıyor, ancak henüz ikinci haftada Boluspor'a yenilip, üstüne de kendi evinde Ankaragücü ile berabere kalınca ortalık karışıyordu. Hevesle bu günleri bekleyen İstanbul basını fırsattan istifade atağa geçiyor, camiada ise suçlu isim Ahmet Suat Özyazıcı olarak gösteriliyordu. “Yabancı hoca” naraları altında Beşiktaş maçına çıkan bordo mavililer 3-1’lik galibiyetle yüksek sesleri biraz olsun kısıyor ve baskıyı azaltıyordu. Şampiyonluğun peşini bırakmaya niyeti olmayan Trabzonspor, ilk yarıyı da lider Galatasaray’ın ensesinde ikinci sırada tamamlıyordu.

İkinci yarıda da maç kaybetmeme alışkanlığını sürdüren Trabzonspor, Mart ayında lider Fenerbahçe'nin puan kaybettiği haftada Adanaspor'u 4-0 mağlup ederek liderliğe yükseliyordu.

Ligin kaderini değiştirecek olan maç ise İstanbul'da Fenerbahçe ile oynanacaktı...

 

 

DOBİ VURDU...

 

 

Şampiyonluk düğümünü çözeceğine inanılan maçtan bir gece önce iki takım taraftarları stadın kapısında sabahlıyor, maçtan saatler önce tribünler doluyor, yarısı bordo maviye bürünen deplasman stadında Trabzonspor yabancılık çekmiyordu. Kritik maç pozisyon anlamında kısır başlıyor, iki takımın kontrollü oyunu sonucunda bir türlü tribünlerin beklediği gol gelmiyordu. Taraftarlar "Beraberlik de iyidir" diye düşünürken dakika 89'da beklenmeyen oluyordu.

Kendi sahasından faul atışı kazanan Trabzonspor'da topun başına Turgay geçiyor, topu ceza sahasına ortalıyor...

Dobi Hasan yükseliyor...

Topa şöyle bir dokunuyor...

Ve “kaçtı ” derken...

Kaleci Yaşar’ın şaşkın bakışları arasında ağlara yuvarlanan topla Trabzonspor birçokları için şampiyonluğu garantiliyordu...

Çalan düdükle birlikte hem İstanbul’da, hem de Trabzon’ da yaklaşan şampiyonluk kutlamalarının ilk provaları başlıyordu.

  1. haftada Trabzonspor bu kez Galatasaray karşısına çıkıyor; maç öncesinde Trabzon sokaklarında sarı kırmızı tabutlar dolaşıyordu. Maçın henüz ilk yarısında 25. dakikada herkesin faul diye durduğu pozisyonda bir tek Kemal harekete geçiyor ve rakip kaleye tıngır mıngır ilerleyerek giren topla Trabzonspor ligin bitimine beş hafta kala Galatasaray'a beş , Fenerbahçe’ye dört puan fark atarak bir nevi şampiyonlugunu ilan ediyordu.

Resmi ilansa ligin bitimine bir hafta kala Sakaryaspor karşısında alınan 0-0 ’lık beraberlikle 4 bin Trabzonsporlu taraftarın önünde Adapazarı’nda gerçekleşiyordu.


Mevsim yine bahar, aylardan yine Mayıs’ tı...

 

 

FETRET DEVRİ BAŞLIYOR

 

 

Birinci ligdeki 9 sezonunda fırtına gibi esip 6 şampiyonluk kazanan Trabzonspor, değişen düzene ayak uydurmaya çalışırken ve amatör ruhlu futbol takımından profesyonel futbol kulübü mizacina bürünmeye uğraşırken, o dönem farkında olmadığı ancak uzun yıllar etkisinden çıkamayacağı bir Fetret Devri’ne giriyordu... İstanbul kulüpleriyle yarışmak adına yapılan astronomik transferler, gelen giden yabancılar derken Trabzonspor deniyor, çabalıyor, yaklaşıyor, bir daha deniyor ama bir türlü başaramıyordu. En çok 96 Mayıs'ındaki o malum kabus akşamına kadar nefesi yetiyor, o gecenin gölgesi ise uzun yıllar boyunca ne kulübün, ne de taraftarların üzerinden çekiliyordu.

"Öze dönüş " ve "yerlinin yerlisi" politikalarıyla yabancı oyuncu-hoca aksiyonlari çatışıyor, enerji tükeniyor, taraftarlar huzursuzlanıyor ve en nihayetinde Fırtına çığlığını her yıl bir daha, bir daha yutmak zorunda kalıyordu.

Tam 26 yıl süren bu kabusa son vermek ise 2010-2011 sezonunda Sadri Şener başkanlığında ve Şenol Güneş yönetimdeki Trabzonspor kadrosuna nasip oluyordu. Bu günler, tarihin tozlu sayfalarında sadece bir futbol sezonu olarak değil, aynı zamanda Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük spor skandalı olarak da kendine yer bulacaktı.

 

 

KUPASIZ ŞAMPİYON

 

 

Lige çok hızlı giren ve henüz ikinci hafta karşılaştığı Fenerbahçe'yi 3-2'lik skorla bertaraf edip gözünün şampiyonlukta olduğunu cümle aleme ilan eden Trabzonspor, üst üste alınan galibiyetler, tadı yerine gelen tribünler ve yeniden 70’lerdeki birliğine ve enerjisine bürünen camiasıyla hedefe emin adımlarla ilerliyordu. 61. dakikaların tadı artık bir başka oluyor, galibiyetlerin sevinci o vuslata bir adım daha yaklaşmanın tatlı telaşıyla bütünleşiyordu. İçeride dışarıda binlerce taraftarının desteğiyle senelerdir kimsenin duymadığı çığlık artık sıkıştığı yerden çıkıyor; fırtına bu kez durmamaya yemin etmiş görünüyordu. İlk yarıda şampiyonluktaki en büyük rakipler Beşiktaş ve Galatasaray da Trabzonspor'a boyun eğiyor, bordo mavililer dönemi tek bir mağlubiyetle Bursaspor’un 5, Fenerbahçe'ninse 9 puan önünde lider tamamlıyordu.




İkinci yarıya Ankaragücü maçındaki iki puan kaybıyla başlayan Trabzonspor bir sonraki haftada da Fenerbahçe’ye 2-0 mağlup oluyordu. İlerleyen haftalarda Sivasspor ve Manisaspor maçlarını son dakikalarda Burak Yılmaz ve Alanzinho’nun ayağından gelen gollerle aşan bordo mavililer, 23. haftaya kadar liderliğini koruyordu. Fakat o hafta Kayserispor’la oynanan ve 86. dakikada Glowacki’nin golüyle eşitliği yakaladığı 3-3’lük maç sonrası liderlik koltuğunu Fenerbahçe’ye kaptırıyordu. Bir gazete o maç için “Kalk Koltuğumdan” başlığı atabilecek kadar cüretkar olabiliyordu...

Ligin 26. haftasında Gençlerbirliği ile karşı karşıya gelen Trabzonspor, bir önceki hafta Kasımpaşaspor maçında sakatlanan Onur’un yerine kalede Tolga Zengin’le maça başlıyordu. Henüz 12. dakikada Tolga’nın yediği hatalı golle 1-0 geriye düşen Fırtına, 56’da Giray Kaçar’la durumu eşitliyor, o sezon adı son dakika golcüsüne çıkan Alanzinho’nun 90’da ceza sahasının dışından kaydettiği harika golle “rakibin” planları alt üst oluyordu. Trabzonspor bu maçı da 3 puanla kapatıyordu. Sahayı gözyaşlarıyla terk eden Tolga Zengin, devam eden haftalarda kupasız şampiyonluğun en büyük mimarlarından biri haline gelecekti...

İlginçti ki Trabzonspor ikinci yarıda ne kadar zorlanıyorsa, Fenerbahçe o kadar rahat kazanıyordu...

Bir iki üç hafta derken, nihayet 30. haftaya kadar Fenerbahçe – Trabzonspor kovalamacası eşit puanla devam etti.

O hafta rakip Eskişehirspor, tarih 22 Nisan 2011’di. Yani tam da bu satırları yazdığım gün...

Benim de tribünlerde olduğum o maçı tekrar anlatmaya ne yüreğim, ne de sözcüklerim yeter...

Çalan düdükle birlikte yorgunlaşan Mustafa abinin kalbi gibi, nicemiz futbol adına son nefesini o maçla beraber vermişti...

Sonrası?

Sonrasını biliyorsunuz işte...

“Paraya karşı emeğin savaşını” vermiş ve biz kazanmıştık. Onlar kabul etmese de, biz şampiyonduk...

Aradan 5 yıl geçmiş olmasına rağmen hala taptaze hatıraları.

O maçta burnu kırıldığı için oyundan çıkmasını isteyen doktoru iterek sahadan uzaklaştıran Tolga Zengin'i mi anlatmalı şimdi, yoksa son dakikalarda attığı gollerle şike oyununu bozan Alanzinho'yu mu? Tarihi bir şampiyonluğa tanık olmak için kilometrelerce yol kat edip sevdiğinin peşinde koşan ve en sonunda elinde gözyaşları, kırık kalbi ve kaybetmedigi onuru kalan taraftarları mı yoksa?


Hangi satırlara sığar binlerce tapelik kirli oyunlar ve en şanlı kupasız şampiyonluk?

Rakipleri, hakemleri, federasyonları, gazeteleri ve dahi meclisi bile yenmek zorunda kalmayı nasıl anlatmalı benim kıt kanaat cümlelerimle?

Dünya tersine dönmüş de kaç evlat babasını teselli etmek zorunda kalmıştı kim bilir?

Kaç kişinin futbol defteri açılmamacasına kapanmış, kaç forma rafa kalkmış, kaç ton gözyaşı akıtılmıştı acaba o bahar akşamlarında?

Ben nasıl yeteyim, nasıl yettireyim sözlerimi?

Satmadan, satılmadan, satın almadan kazanmayı bilmeyenlere helali nasıl hatırlatayım?

Tek gücüm, sadece tek sözcüğüm var yeterse.

Tek kelime, 11 harfle:

Trabzonspor...

Trabzonspor...

Trabzonspor...

Haber Yazılımı